Önsöz

Ayvalık, tarihi boyunca bir çok yıkım ve değişime uğramıştır. En büyük kırılma ise 1923 yılında Lozan Antlaşması gereği uygulanan nüfus mübadele sonucunda, kentin en kalabalık ve köklü halkı olan “Ortodoks Rum”ların zorunlu göçü olmuştur. Sonrasında kente bu kez, farklı bölgelerden getirilen “Müslümanlar” sahip çıkmışlar ve günümüze kadar da yaşatmışlardır. Sadece bu özelliği ile dahi Ayvalık, ülkemiz ve dünya coğrafyasında özgün ve ayrıcalıklı bir yere sahiptir.
Ancak bu köklü değişimler, her anlamda bellek aktarımını da kesintiye uğrattığından Ayvalık’a yönelik bilgilere ulaşmak, zorlukları da beraberinde getirmiştir. Ayvalık sevgisi ile bizleri bir araya getiren ve Ayvalık’tan söz eden kaynakların kapsamlı ve titiz bir taraması ile oluşturulmuş bu kitap, Ayvalık kent bilincine küçük de olsa bir katkı sağlamak amacındadır. Yıllarca uğraşarak, tutkuyla meydana getirdiğimiz arşivlerimizde bu kitabın temellerini attık. Ayvalık’la ilgili elimizdeki malzeme bilgi ve bulguları Ayvalık tarihine ilgi duyanlar ile paylaşmak en büyük arzumuzdur. Kitabın oluşumunda yıllarca titizlikle çalıştık. Bütün detayları en ince ayrıntısına kadar tartıştık ve bunu büyük bir keyifle zevk alarak yaptık.


Bu üçlüden hiçbiri edebiyatçı veya yazar olmadığı gibi tarihçi de değildir. Böyle bir iddiaları ve amaçları da yoktur. Kitaptaki metinler, mümkün mertebe belgelere dayalı, olayların şahitlerine ulaşılarak, bizzat görüşülerek veya anılarını okuyarak hazırlanmış ve Ayvalık’ta yaşananlar kronolojik bir sıra halinde verilmeye çalışılmıştır. Kitapta yer alan belgelerin, Ayvalık hakkındaki merakı gidermenin ötesinde, çalışma yapmak isteyen akademisyen ve araştırmacılara yeni bakışlar yeni pencereler açacağına inanıyoruz.


Bu tür yeni çalışmalara her şehir gibi Ayvalık’ın da ihtiyacının olduğu açıkça ortadadır. Bu üç gönüllü araştırmacı ve koleksiyonerin amaçları ve özlemleri, tarih dokusunun eşsiz bir doğa güzelliği ile bütünleştiği Ayvalık’ın kendine has zenginliği, kendine özgü insanları ve tüm gerçekliğiyle birlikte yaşatılmasıdır. Diğer bir ifadeyle, tüm Ege kıyılarında görüldüğü gibi, turizm adına kurban edilmemesidir.